Çocukluğumda çok severdim Mirkelam’ı. Ablam gibi büyüyünce evlenmeyi düşünmeyecek kadar da gerçekçiydim.. Bu onun en güzel şarkılarından biri.. “Geçip giden uuuu, Zamanları uuuu, Bir yerlerde bulsam”

Çocukluğumda çok severdim Mirkelam’ı. Ablam gibi büyüyünce evlenmeyi düşünmeyecek kadar da gerçekçiydim.. Bu onun en güzel şarkılarından biri.. “Geçip giden uuuu, Zamanları uuuu, Bir yerlerde bulsam”

Bırakmışım kendimi tevekküle
Aşkına âşık bir maşuk
Yanıp da bir gün dönersem küle
Su verir misin bir kaşık
Bütün karalar karanlıklar üstüme döküle
Eğer tutacaksan ışık
Mecnun’a olam köle
Yine aynı aşkına âşık
Dolaştım diyar diyar
Bulamadım kendime yer
Kaldır beni ey yar
Kaldır da mahşere ser
Bu hezeyandan beni kurtar
Bu seyran özümü keser
Beni bir battaniyeye sar
Sonra da kuşlara ver”
Emre ÖZBAY


Amaaann!! Bu ruh hali nasıl ifade edilir ki?
Dizilere kızgınım.
Gül ablaya, dış kapının mandalına kızgınım..
İnternete kızgınım.
Facebook’a kızgınım.
Dersimi son geceye bıraktığım için kendime kızgınım.
Bizim Orijinal kızlara kızgınım.
Öff daha çok var.. Boşver gitsin..
Giderse tabii..

Blogu ilk açtığım dönemlerde “Resmi Sen Yorumla” diye bir kategorim vardı. Şimdi de var ama içi pek doldurulmuyordu uzun zamandır. İşte o kategoriye eklediğim bir resim vardı. Babam sürekli önüne çöp dökülen bir duvarın üzerine bu resimi yapıştırmış, altına da “Buraya çöp döken eşektir!” yazmıştı..
Ben de resmi çok beğenmiş ve bloguma eklemiştim.. Aradan uzuuuun zaman geçti. Ama şimdilerde bile ne zaman blog istatistiklerine baksam, o eşekli yazı okunmuş veya resme bakılmış.. Oraya da çoğunluk Google’dan “eşek” veya “eşek resmi” diye arama yaparak gelmiş..
Şimdi, yararlı veya yararsız olduğu tartışılabilecek bir sürü yazı olan bu blogda en çok okunan yazının “Nasıl Ama” başlıklı eşek resimli yazı olduğuna mı üzüleyim, insanların blogumu eşek resmi ararken bulduklarına mı?
Bir de anlamadığım bu insanların neden eşek resmi aradıkları.. Onlar da “Buraya çöp atan eşektir” yazacakları bir duvara resim mi arıyorlar acaba?


Tamam bozuk plak gibi hep aynı şeyi söylediğimi biliyorum..
Ama şimdi ne söyleyeceğimi de bilmiyorum.. ElhmdüLillah!.. SubhanAllah!!..
Rabbim seni çok seviyorum.. Seni çoook sevmek istiyorum.. Adını dilime aşkını gönlüme yakıştır.. Elimi aşıklarının eline tutuştur.. Gözlerimi kelmına mıhla..
Küçük bir fincansa kabım, içine damlatabildiğim bir damla nurundan, bayramım olur.. Üzerini göz yaşıyla tamamlarım.. Sonra gözlerim kapanır, birşey göremez olurum..
(Yine melankolik oldu ne yapayım..)


Siyah İnci..
Saliha ablayla konuşurken kalbimde sızıntı oluşturan söz..
Seni çok seviyorum!!
Seni çok özlüyorum!!
Odamda elimi sürüyorum bir yerlere ama.. yok senin gibi değil hiçbir şeyin dokunuşu…
Sen hem benim hem de tüm alemin nasıl oluyorsun?
Anlıyorum ki ben öyle birşeyi sevdim ki, onun gönlünün odalarında garibanlar yaşıyor.. Ve o herkese sahip, O’na sahip olanlarsa sınırlı…
Siyah inci! Kara gözlüm!
Bak senden sonra hayatım hiç eskisi gibi olmadı..
Kimseyi koyamıyorum yerine..
Ve kimse senin gibi seslenmiyor bana! Senin gibi bakmıyor ve Senin gibi hissettirmiyor!!
Seni unutmak en büyük korkumdu bir zamanlar! Hayır!!
Hayır! Bu mümkün değil! Seni gözlerimde taşıyorum! Baktığım her yerde seni görüyorum!
Çok özledim seni!!
Dağlara, çöllere, denizlere sesleniyorum! Çekilin yolumdan diye!
Ama Rabbim bir vakit tayin etti! O gelmeden ben de gelemem sana!
O günü hayal ediyorum;
Seninleyim..
Yürüyorum. Önümde Sultanım var, solumda Sen.. Kalbime yakın duruyorsun..
Seninle yürümesem oturup uzun uzun bakıyorum kara gözlerine..
Rabbime şükür ediyorum beni seninle karşılaştırdı diye..
Bir yudum zemzem alıp, gözlerimi gözlerinden ayırmadan sana doğru geliyorum.. Yaklaşıyorum..
Çevrende dönüp her ayrıntını hayranlıkla izliyorum..
Sultanım önümde.. O’nun arkasından yürüyorum. Gördüğüm bir O’nun krem cübbesi bir de Senin kara gözlerin..
Adımlarım ağırlaşıyor.. Ama Sulatnımla aramdaki mesafe hep aynı.. Haberci gelip kulağıma fısıldayınca Rabbimin emrini, bir sonraki adımım beni yere düşürüyor..
Sağ tarafım üzere o bembeyaz eteklerine uzanıyorum..
Yanağım eteğinde, gözlerimse hiç ayrılmadan gözlerinde..
Sultanım bir yudum zemzem içiriyor..
Ve ben seni bulanık görmeye başlıyorum.. Her yer gözlerinin rengine boyanıyor.. Nur gibi parlayan bir kara..
Siyah inci.. Dünya gözüme son değen Sen oluyorsun…


Ne oluyor?
Bittim derken hala nefes alabilmek yeterince idrakime sunmuyor mu acaba O’nun her şeyden haberdar olduğunu?
O’nun beni düşündüğü anlar, sevginin kıtlığında aşktan yoksun gönlümünkinden çok daha fazla! O zaten bana yönelmişken, hala bana bakması için bağırıyorum.. Neden duymuyorsun diyorum! O aslında hep beni dinliyor!! Her şeye rağmen kucağını açıyor.. Geleceğim zamanı da ayarlıyordur.. Ne bu yaaa? Sevgi mi? Nefis mi? Yoksa hiçbir şey mi?
Ben yalvardığımda daha mı çabuklaşacak vuslatım? Neden bağırıyorum o zaman?
Böyle demişim zamanında.. Yazı dosyamın içine buldum bunu. Kim bilir hangi buhranın zirvesinde dökülmüş kalemimden..
ELhamdüLillah çok şükür.. Gittim-gördüm, yandım-söndüm, sonunda yine döndüm…

Ya!
Afalladım..
Herşeyi berbat ettim!
Beceremiyorum ben bu işi..
Ya yakıp yıkıyorum ya da saf saf duruyorum öyle.
Ya ben ne yaptım yaa!!!
Bu Kadriye değil ki!! Neden kandim gibi davranamıyorum? Öğrendiğim herşey uçup gitti. Metod dersleri…
Evet “Afallamak”.. En uygun cümle bu olacak…
Bu bardak çok ağır gelmeye başladı hocam!!
Taşıyamıyorum.. Bırkıp gitmek yanlış ama ben bu bardağın içine pis suyumu akıtıyorum. Ona zarar veriyorum!!
Bir dahaki seneye tercih etme hakkım olursa…